davetiyem

HABER ARŞİVİ

Lütfen Bir Tarih Seçiniz
Baha

E-Bülten

Email

Sitemizin yeniliklerinden haberdar olmak için bültenimize üye olabilirsiniz.

Yaşam

Unutulmayan Acı 1 Mart Faciası

1 Mart 1958 tarihinde İzmit Körfezinde fırtınaya yakalanarak batan ve Cumhuriyet tarihinin en büyük deniz kazalarından biri olarak bilinen faciada, büyük çoğunluğu öğrencilerden oluşan yaklaşık 500 kişi boğularak can verdi.

1 Mart 2019 Saat: 11:55
Unutulmayan Acı 1 Mart  Faciası
Unutulmayan Acı 1 Mart  Faciası
1 Mart Faciası 

İzmitlilerin büyük bir acı ile andıkları, deniz faciasına neden olan Üsküdar Vapuru, Şirket-i Hayriye tarafından Birinci Dünya Savaşı öncesi Almanya’ya sipariş edilerek Elbing kentindeki F. Schichau Gmbh. tezgâhlarında yaptırılmasına karşın savaş nedeniyle verilmemiş ancak 1927’de teslim edilmiş iki küçük yolcu vapurundan biri idi. 72 baca numarası ile S/S Üsküdar 1 Mart 1958 günü şiddetli lodos nedeniyle İzmit açıklarında battı. O zamanlar, devlet daireleri cumartesi'leri yarım gün çalışmakta idi. Gemi körfezin karşı tarafına servis yapmakta ve Gölcük, Değirmendere, Karamürsel gibi lise bulunmayan yerleşim alanlarından öğrencileri İzmit lisesine götürüp getirmekteydi. 

O Cumartesi Üsküdar gemisi’nin kaptanı Mehmet Aşcı yapacağı 12.30 seferini yapmak için sabırsızlanıyordu. Lodos fırtınası öylesine kuvvetli esmeye başlamıştı ki, neredeyse vapuru halatlarını koparıp açığa sürükleyecekti. Böylesine sert bir havada iskelede bağlı kalmanın da, açık denizde dalgalarla boğuşmak kadar tehlikeli olabileceğini düşünen Mehmet Kaptan; yaşamında ilk kez hareket saatini beklemeden vapuru kaldırdı. Daha on dakikası vardı, ama vapur zaten yeterince dolmuştu.
Daha fazla yolcu almaktansa iskeleden bir an önce ayrılması iyi olacağını düşünerek gemiye hareket emri verdi. Gemici Ali Kaya iskeledeki çımacı görünürlerde olmadığından halatı kendi çözmek için iskeleye çıktı. Ama Mehmet Kaptan çoktan makine dairesine “Tam yol, ileri!” kumandasını varmıştı Vapur iskeleden fırtınanın etkisiyle de o kadar çabuk ayrılmıştı ki, Ali Kaya vapura geri atlayamamıştı. İzmit iskelesinden 12.20'de hareket eden gemi, ağzına kadar yolcu doluydu. Her sabah ve akşam aynı vapurla seyahat eden yolcuların kimi okul, kimi iş arkadaşı idi ve hepsi birbirini taniyordu. 

Daha yolun başlangıcında dümen dolabının kilitlenmesi sonucu hiçbir manevra kabul etmeyen vapur Soğucak mevkiinde birden şiddetlenen lodos'a karşı koymaya çalıştı. Hava, birden gece gibi simsiyah kesilmiş ve lodos fırtınası giderek hızını artırmıştı. Mehmet Kaptan bin bir güçlükle dalgalara doğru çevirdiği vapurun burnunu aynı yönde tutmak için dalgalarla savaşıyordu. Bunca yıl Körfez’de yolcu taşıyan Mehmet Kaptan bile rüzgârın şiddetinin daha da artmasının telaşa kapılmaktan kendisini alamamıştı. Emektar vapur bir anda yana yatmıştı.
Dev gibi dalgalar art arda geminin bordasına çullanıyordu. Fırtına giderek artması nedeniyle kaptan köşkü Mehmet Kaptan ve Gv Lostromosu Mustafa Deniz’le birlikte yerinden kopup denize uçmuştu. Dümen zincirinin kopması neticesinde Kontrolden çıkan gemi saatte 130 km hızla esen rüzgâra karşı koyamayarak Önce Makine dairesine sular doldu.
Aynı anda öndeki ikinci mevki salonun camları patladı, içeri saldıran sular dehşete kapılan yolcuların üstüne boşaldı! Hareketin üstünden 26 dakika geçmişti ki, Üsküdar dolan suların etkisiyle şiddetle sola devrildi. Üç dakika içinde alabora olup saat 12 53’de battı Denize düşen, atlayan insanlar kıyameti yaşamaktaydı. Can yeleklerini bulamayan, bulup da kullanamayan, yanlış kullanan insanlar, canhıraş feryatlar, soğuk dalgalar ve Mart ayının ayazı hep üst üste gelmişti. 

Yolcularının büyük bir çoğunluğu ortaokul, lise ile erkek ve kız sanat enstitüsü öğrencilerinin oluşturduğu vapurun son seferi facia ile sona ermişti. Denizde saatler süren can pazarı sonrası yetişkin ve öğrenci olmak üzere yüzlerce insan öldü. İzmit halkı ve balıkçıların çabası ile denizden günlerce ceset çıkarıldı.
İlk gün çıkarılan ceset sayısı 143’dü. İzmit Hastahanesi’ne nakledilen cesetlerden birinin canlı olduğunun farkına sonradan varılmıştı. Türk bayrağına sarılı tabutlar kimsede göz yaşı bırakmadı. Bazı kaynaklar 300 bazıları ise 500’ün üstünde yolcu ile seferin başladığını söylüyorlardı. Ancak 300 kişinin ölümünden bahsediliyordu. Öğrenci kayıpları ancak Pazartesi günü İzmit Lisesi ve Endüstri Meslek Liseleri'nde yapılan yoklamalar sonrası anlaşılabildi.
Yakınlarını geri versin diye bir çok insan Körfez kıyısında günler boyu bekledi. Gemi Kaptani için “denize atladi, kendini kurtardı” dendi ancak günler sonra cesedi karaya vurdu. Ölen öğrencilerin bir çoğu Gölcük Dumlupınar mahallesindeki "1 Mart Faciası Mezarlığı"na defnedildi. Halbuki yaklaşan tehlikeyi, İzmitli Saim Aşkın ve üç ortağının sahibi olduğu kent gazetesi “Bizim Şehir” 16 Temmuz 1957 günkü baskısında, “Muhtemel bir facianın eşiğindeyiz. İstiap haddi 600 kişi olan, körfezde işleyen vapurlara 1000-2000 kişi dolduruluyor” manşeti ile ikaz etmişti. Öte yandan Üsküdar vapurunun eski kaptanı Mustafa Ersan, gemiye istihap haddinden fazla yolcu alındığı hakkında bir rapor yazmış ve idareye bildirmişti ancak sonucunda başka göreve verilmişti. 

Cenazelere katılacağını bildiren ancak yetişemeyen ve bu nedenle de İzmit halkı tarafından protesto edilen Başbakan Menderes'in emri ile aradan sekiz gün geçtikten sonra, Deniz kuvvetleri, bahtsız Üsküdar’ın önce yerini saptamak, sonra da çıkartmak için çalışmalara başladı. Dibin çok çamurlu olması, sarf edilen gayretleri boşa çıkarıyordu.
Yarbay Vedat Dora komutasındaki Turgut Ali kurtarma gemisi ve yardımcı olan dört diğer geminin on bir gün süren devamlı çalışmalarından sonra talihsiz vapur 19 Mart günü vapur, üç sapan takılarak 35 metre derinlikten zorlukla battığı yerden çıkarıldı. İçinde dört ceset vardı. Teknede bazı yerlerde saçların yırtıldığı, üst kamaranın da meydana gelen panik nedeniyle karmakarışık olduğu görüldü. Yapılan incelemeler sonucunda 76 öğrenci olmak üzere 160 ölü, 42 kayıp olarak açıklandı. Kimi kaynaklara göre ölü sayısı 76’sı öğrenci 272 idi. 

Facianın ertesi günü eski İzmit Blediye Başkanı Akif Terzioğlu, Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği demeçte, bir önceki yaz bu vapurlardan birine 2,000 kişi bindirildiğini ve tehlikeyi ilgililere bildirdiklerini söylüyordu. Devamında, gerek bizim gerek basının gerekse İzmit milletvekillerinin sürekli başvurularına rağmen korktuğumuz başımıza geldi, diyordu. Bu arada gazeteler İzmit Körfezi’nde dolaşan köpek balıkları olduğu şeklinde haberler yapıyor, bu da yakınlarını kaybeden İzmitlileri perişan ediyordu. 

Bu büyük kazadan sonra şehir hattı vapurlarında can yeleklerinin nerede olduğu ve kaç adet olduğunu bildirir yaftalar ve "can yelekleri nasıl kullanılacaktır" isimli tablolar en göz alıcı yerlerinde teşhir edildi. Ve, Gölcük'te Barbaros Hayrettin Lisesi kuruldu. Olay sonrası Sarıyer adlı daha büyük bir vapur tahsis edilmesine karşın, İzmitlilerin “300 şehide bir gemi” şeklindeki protestoları sonucu olarak 2 Nisan 1958'de yolcu talebinin dibe vurması sonrası; "İzmit Körfez Hattı" tamamen kapatıldı. Bir süre yeni baştan yapılırcasına onarılarak filoya kazandırılacağına dair söylentiler dolaştıysa da, bu girişim gerçekleşmedi. Üsküdar’ın enkazı, hurda olarak satıldı. 

Yakınlarını kaybeden ve olayın bir kazadan öteye ihmal ve 31 yaşındaki köhne geminin işletilmesi hususunda ısrar olduğunu iddia eden 292 kişi, şirketin sahibi Denizcilik Bankası’nı 17 Şubat 1959’da Avukat Dr. Suat Tahsin Türk’ün İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi’ne verdiği dilekçe ile dava ettiler. Bu konudaki hukuki gelişmelere Suat Tahsin Türk, “Deniz Hukukunda Büyük davalar II, Üsküdar-İzmit Faciası’nın Hukuki ve Teknik Cepheleri” ile “Adliye Vekili’ne Haber Veriyoruz – İzmit-Üsküdar Faciası Tahkikatında Kanuna Muhalefet Var” adlı yapıtlarında yer vermiştir.
Mahkeme esnasında, olaya sebep olan ve 90 km hızla estiği öne sürülen fırtınanın, körfezde her zaman olanlar ölçüsünde bir lodos olduğu, açık deniz şartlarını taşıyan İzmit Körfezi’ne tahsis edilen bu yeterli özellik ve sağlamlığa sahip olmayan gemiye teknik eksiklikleri yanı sıra sonradan uygun olmayan ilaveler yapıldığı, yönetim hataları olduğu öne sürüldü.
Geminin kömür almakta olduğu iskeleden derhal hareketle yolcu iskelesine gelip, yolcuların tamamını almadan zamanından önce hareket etmesinin de gösterdiği üzere kaptanın fırtınadan önceden haberdar olduğu ve bu haberin Liman Reis Yardımcısı Kenan Özer vasıtası ile iletilmiş olduğu belirtildi. Ayrıca yardıma gelmeyen Suvak gemisi Kaptanı Mustafa Aklan ile Sarıyer gemisi Kaptanı Mürsel Alarcı hakkında da şikayette bulunuldu. Ancak tüm bu iddialar mahkeme tarafından reddedildi. İzmit halkı, kazadan ve mahkemenin bu şekilde sonuçlanmasından uzun süre dönemin iktidarını sorumlu tuttu.

Üsküdar Vapuru’nun Özellikleri 

148 Gros Ton 
64 Net Ton 
Gövde Çelik Saç 
Uzunluk 33.1 m
Genişlik 6.6 m
Su kesimi 2.1 m
350 Beygir gücünde 3 silindirli buhar makinası 

Tek uskurluydu. İlk yıllarında 10 mil hız yapabiliyorsa da zamanla hızı 8 mile kadar düşmüştü. Altı saatte bir ton kömür yakıyordu. Yaz / Kış 344 yolcu alabiliyordu. Faciadan üç ay önce kadar esaslı bir onarım geçirerek iyi-kötü yenilenmesine çalışılmıştı. 430 can yeleği, 35 can simidi, iki de filikası vardı.



1906 yılında Erzincan’ın Kemah ilçesinde doğdu Baba adı Halil, Anne adı Behice’dir. 03 Eylül 1927 yılında Şirket-i Hayriye’ye girdi. 22 Ekim 1928 tarihinde askerlik görevine başladı 19 Mart 1930 tarihinde tekrar Şirket-i Hayriye’ye girdi. Lostromo olarak çalıştığı şirkette 16 Haziran 1944 yılında Mülazım Kaptan, 01 Ağustos 1944 tarihinde ise Kaptan oldu. 24 Ocak 1945 tarihinde Şirket-i Hayriye’nin 4697 sayılı kanunla Devlet Denizyolları ve Limanları Genel Müdürlüğü’ne devri nedeniyle Şehir Hatları İşletmesi’nde Kaptan olarak görevine devam etti. 01 Mart 1958 yılında Kaptanı olduğu Üsküdar gemisinin İzmit Körfezinde batması neticesinde boğularak öldü. 

Kazanın üzerinden 45 yıl sonra bile faciayı unutmadığını söyleyen Necdet Küçük, kazada yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır. Okuldan çıktıklarında havanın yağmurlu ve şiddetli bir fırtına olduğunu belirten Küçük, fırtına nedeniyle bütün öğrencilerin eski olan vapura binemediğini söyledi.
Derince açıklarına geldiklerinde şiddetli fırtınanın gemiyi yan devirdiğini ve batmaya başladığını ifade eden Küçük, bulduğu bir cankurtaran simidi ile kendisini denizin soğuk sularına attığını ve bir denizaltı tarafında kurtarıldığını kaydetti. Faciada hayatlarını kaybedenler için kimsenin kesin bir rakam vermediğini dile getiren Küçük, faciada çoğu öğrenci olmak üzere 400–500 civarında kişinin hayatını kaybettiğini öne sürdü. Kazada iki çocuğunu kaybeden Gölcük eski Milli Eğitim Müdürü Cahit Batmaz da vapurun insan hatası sonucu olarak battığını ve iki çocuğunu kaybettiğini söyledi. 

Üsküdar Faciası'ndan kurtulan Hikmet Ağaçkoparan da şöyle anlatıyor... 

O tarihte ben, İzmit Sanat Enstitüsü’ne gidiyordum. Okul o zaman da bugünkü yerindeydi. 3. sınıfa gidiyordum. Değirmendere İzmit arasını vapurla gidip gelirdik. O zamanlar kara yolu bu kadar güzel değildi ve kara ulaşımı daha kısıtlıydı. 1 Mart 1958 cumartesi gününe rastlamıştı. O zamanlar cumartesi yarım gün okul vardı. Hafta sonu olduğu için İstiklal Marşı merasimi sonrasında, müdür muavini konuşma yapardı. O gün konuşma biraz uzun sürdü. Vapur 12.30 da kalkıyor, saat 12.00 da çıkmamız gerekirken 12.15 te serbest bıraktılar.
Bir fırtına başladı ki inanılmaz. Demiryolu boyunca koşa koşa gidiyorum, ağaçlar devrilecek gibi… Vapur iskelesine vardığımda vapur insanların binmesi için iskeleye uzatılan küçük iskeleyi almış, halatları çözmüş gidiyordu. İskeleye 7 dakika erken gelmeme rağmen vapur kalkması gereken saatten 7 dakika erken kalkmıştı. Fırtına çıkıyor diye…
Bindik vapura gayet normaldi. Biliyorsunuz, O zaman buharlıydı “çaf çuf çaf çuf “ sesler arasında 72 numara Üsküdar vapuru… Ve vapur hareket etti. Ben alt katta oturuyordum. Seka’nın önlerine gelmiştik. Şangır şungur alt katın camları kırılmaya başladı, üst kata çıktım. 

O gün beden eğitimi dersi olduğu için çantamda eşofmanlarım ve ayakkabılarım vardı. Millette ve arkadaşlarımda bir telaş başladı. Can yeleklerini almaya çalışıyorlar, koşuyorlar. Bense gayet sakin ve soğukkanlıydım. O zaman çok zayıf sportif bir yapım vardı. Kendi kendime niye acele ediyorlar bunlar falan diye düşündüm.
Biletçi Kamil vardı , ”korkmayın birşey olmaz yavaş yavaş gideceğiz böyle” dedi. Kaptan köşkünden çan sesi geldi “çan çan çan”… Ve gemi aniden sol tarafa doğru yatmaya başladı. Yukarıdan bir gürültü koptu. Kaptan köşkü kopmuştu. Kaptan köşkü kaptanla birlikte denize uçtu. Gemi idaresiz kalınca dümen sol tarafa döndü, sol tarafa doğru battı. Sürgülü bir kapı vardı dışarıya açılan, sağa çekersen kapanıyor sola çekersen açılıyor. Gemi sola yatınca kapı açıldı, ardından içeriye sular doldu.

Dünya önce masmavi sonra yeşil oldu, kahverengiye döndü ve simsiyah oldu. Geminin dibe oturduğunu hissettim. O anı çok iyi hatırlıyorum. Ciğerlerimin patlayacak gibi olmuştu. Oradan nasıl olduysa Allah’ın hikmeti o kapıdan daldım, yukarı çıktım yukarısı kaptan köşkü orası uçmuş açık… Oradan suyun üstüne çıktım ama suyun üzerine çıkarken hani bir denizaltıdan füzeatarsın ya, aynı o şekilde roket gibi denizin üzerine fırladım. Ayaklarımın denizden kesildiğini hissedecek kadar son sürat çıktım. Burnumdan ve kulaklarımdan kan geldiğini hissettim, yüksek basınç sebebiyle… Sonra pof diye denizin içine düştüm. Sağa sola baktım denizin üstü insan doluydu.
Deniz öyle bir çalkantılı ki bir bakıyorsun Kavaklıyı görüyorsun biraz sonra Seka’nın arkasındaki dağları görüyorsun, tam bir can pazarı.30 metre kadar ileride kaptan köşkünün parçasını gördüm. Üstünde aletler vardı, karmakarışık yüzerek üstüne çıktım. Gölcük’ten aynı okula gelen Nuri adında bir arkadaş vardı.
Yine okuldan Turgut ve Çiğdem isimli arkadaşlar da oradaydı. Çiğdem bir süre sonra kendini denize attı, herhalde soğuktan donmuştu. Turgut ta Çiğdem diye bağırarak O’nun arkasından kendini denize attı. Gözümün önünde oldu ve sonradan bulunan cesetlerde ikisi de çıkmadı. Bir ara kaptanı gördüm, yüzerek kaptan köşküne giderken… Sizi kurtaracaklar, hiç merak etmeyin bir şey yok battık işte falan dediğini hatırlıyorum.
Kaptan köşkünün üzerine tırmandığımda kolumdaki saate baktım 12.59 da durmuştu. Uzaktan bir karaltı gördüm, denizaltı silueti olduğunu anlamam uzun sürmedi. Uyandığımda geminin içindeydim. Astsubaylar bana çay veriyordu. Halat atarak beni gemiye almışlar hiç hatırlamıyorum. Saat 17.30 gibi olmuş. Denizaltı iskelesinde geminin içinde uyandığımda çalışan makinelerin gürültüsünü hatırlıyorum. Titreyerek uyandım. Ne oldu bize diye soruyordum etrafımdakilere. Yazışmalar, zapıtlar gereken her şey bittikten sonra evdekiler beni teslim aldı. 

—Tekrar okula gittiğimde okuldan 38 kişinin kayıp olduğunu öğrendim. Sınıfın yarısı boştu. Sonrasında vapurlar değişti. İstinye, Beylerbeyi, Yeniköy falan geldi Çocuğu ölen bir aile beni görünce ben yolumu değiştiriyordum, hep bana soruyorlardı. Oğlum nerde, kızım nerde? Takip eden günler daha da kötüydü. Okula neredeyse her gün polis, savcı gelip bulunan cesetlerin teşhisi için beni götürmeye başladı.
Devlet hastanesine birkaç kere gittim ceset teşhis etmeye. Onları gördükçe daha da moralim bozuldu. Bu ceset teşhis etme işi okulu bırakmama sebep oldu. O günlerde Gölcük ve Değirmendere’de her evin önünden bir, bazılarından iki cenaze kalkıyordu. Cenazesini bulup kaldıranlar da mutluydu üstelik… Uzunca bir süre hayat normale dönmedi. Arama taramalar sürerken kimse körfezden balık yemiyordu. 

Yaklaşık bir ay sonra askeri gemiler Üsküdar Vapuru’nun enkazını çıkarttı. Bulunamayan cesetlerin bir kısmı da enkazın içinden çıktı.-Sinir sistemim bozuldu, başkasının kullandığı araca hala binemem. Bu yüzden olduğunu düşünüyorum, motorsiklet kullanmayı çok severim. Rahmetli ağabeyim beni çok doktora götürdü.
Bütün doktorlarda kendi kullandığı araca binsin doğayla iç içe olsun tavsiyelerinde bulundular. Hala iki tane motorum var, beni çok rahatlattığını hissediyorum. Denizaltılara merak saldım, Tersaneye işe girdim.
Orada çalıştım o gemilerde hizmetler verdim. Çok da başarılı oldum takdirnameler aldım. Hayatımı kurtaranın bir denizaltı ve askeri personel olması benim denizaltılara olan ilgimi ve askeri personele sevgimi arttırmıştı Tersanede çalıştığım sürece askeri personel ile çok iyi ilişkilerim oldu. Askere gitmek için ayrıldım ve askerden sonra tekrar iş başı yaptım, iki kez daha takdirname aldım. Bir süre sonra Tersane’den ayrıldım ama Tersane’den ayrıldığıma hala pişmanım.

1959’da girdiğim tersaneden 1963’de askere giderken çıktım. 1965 geri döndüm ve 1971’de tekrar ayrıldım. Sonrasında Aksa’ya girdim ve 32 yıl çalıştım ve oradan emekli oldum. Özel sektörde hala aranan biri olmama rağmen Tersane’deki zevki hiçbir yerde bulamadım. 

-20 yıl olmuştur. Tastikname lazımdı, o nedenle okula gittim. Orada bir panoda faciadan kurtulanlar ve ölenlerin listesi vardı. Ona bakarken ben başladım ağlamaya… Bir bayan öğretmen geldi, neden ağladığımı sordu. Anlatınca hemen müdürün odasına aldılar çay ikramından sonra ben orada otururken işimi hallederek bana yardımcı oldular.
Bu anımı da unutamıyorum. 49. Yılında Üsküdar faciasında ölenlerin ailelerine başsağlığı ve Allah’tan sabır dilerim. Allah kimseye bir daha göstermesin. Sahil yolundan İzmit’e gidip gelirken deniz kenarına oturur, denize bakarım. Birçok insan da benim gibi oturup denize bakar orada Ama onlar manzara seyreder, ben oradan baktığımda gözümde O gün canlanır, denizin üzerindeki o can pazarını görür gibi olurum, boğazım düğümlenir, acılar tazelenir ve gözlerim dolar. Allah rahmet eylesin. 

DERİNLİKLERDEN GELEN SES

(Üsküdar Faciası için)

Sabahın kızıllığında kalkmıştım 
Eğilip kulak ver ne diyor anne 
İrfan kucağına yeni yeni akmıştım
Tuzlu su gönlüme gir diyor anne… 

Gülün gölgesine gönül sermeden
Genç yaşımda muradıma ermeden 
Son defacık gözyaşımı vermeden 
Elveda demeden gel diyor anne… 

Sabah gelecek ışığı yaktı 
Zalim felek hırçın perdeyi taktı 
Köhne vapur beş dakka önce kalktı 
Yaşım derya oldu sil diyor anne… 

Saçımın telini saz yapıyordum 
Susuz güle su olup akıyordum 
Gül bağına bir mektup yazıyordum 
Yazım kumda kaldı al diyor anne… 

Okulumdan kaç tanesi eksildi
Sıramıza kara isim yazıldı 
Hayallerim bahar ile yaz idi 
Ağlama yaramı sar diyor anne… 

Azrailin sesi yıldırım gibi 
Başı duman tuttu derin der gibi 
Son sözümü diyemeden Yarabbi 
Sularda yaşımı gör diyor anne… 

Kitabım denizlerde gezer oldu 
Ruhum kitaplar arasında soldu 
Varlığın yuvana biricik koldu 
Yavrun derinlikte okuyor anne… 

Beyazlarla dolu saçın solmasın 
Pencerene doğan güneş solmasın 
Tanrı böyle kara günler yazmasın
Yavrun balıklara yem diyor anne…

Ey yavrusu için çırpınan eller 
Mezar kuyusunda taş olan seller 
Gözümün yaşını taşıyan yeller 
Son defacık Üsküdar’la elveda 
Bu sese kulağın ne diyor anne… 

2 Mart 1958 Hürrem Güner

Kocaeli Tarihi adlı profilden alıntıdır.
Olaydan sonra Karamürsel ve Gölcük'te orta öğretim okullarının süratle açılması sağlanmış, Denizyollarının İzmit-İstanbul seferleri kaldırılmıştır.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

Etiketler: 1 Mart faciası,

YORUMLAR Üye Girişi

Bu Habere Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Doğu Marmara Medikalciler Derneği’nden ‘teşekkür’ ziyareti

Doğu Marmara Medikalciler Derneği’nden ‘teşekkür’ ziyareti

 

Metropol Tv Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız