Yalan söyleyerek iyilik savunulmaz

Romanları okur tarafından çok büyük bir ilgiyle karşılanan, her yazdığının çok yüksek adetli satış rakamlarına ulaştığı Ahmet Ümit’in İttihat ve Terakki dönemini konu alan yeni romanı Elveda Güzel Vatanım, Everest Yayınları tarafından 250 bin kopya ile satışa sunuldu. Boyutuna göre oldukça uygun bir fiyata çıkan kitabı, Agatha Christie selamından alarak Enver Paşa’ya dek konuştuk.
‘Sizin ilginizi çeker belki’
Kitapta güzel bir “oyun” var, kahraman Şehsuvar Sami, Agatha Christie’yi teğet geçiyor Pera Palas’ta. Christie’ye selam gibi okumak da mümkün bunu.
-Biliyoruz ki Agatha Christie 1926 yılından itibaren defalarca Türkiye’ye geldi. Bir romanı da burada başlar. 26’da Christie’nin Pera Palas’ta kalmış olma ihtimali çok yüksek. Aynı dönemde de bizim Şehsuvar Sami orada. Kitapta Christie henüz tanınan bir yazar ama ünlü bir yazar da değil. Kitabın yan karakterlerinden otel müdürü Reşit Bey söylüyor Şehsuvar Sami’ye böyle bir yazar geldiğini. Şehsuvar Malta’da İngilizce öğrenmiş, Reşit “Sizin ilginizi çeker belki” diyor ama kahramanımız çok ilgilenmiyor. Agatha Christie’nin hayatını bilenler için bir ipucu da var.
‘Basına sansür uygulanıyor’
Enver Paşa’ya bile böyle bakabilmek mümkün mü?
Ona bile bakmaya çalıştım, evet. Sarıkamış’ta olanları da söyledim ama Şehsuvar’ın ağzından ama. Onun karşısında bir de Süleyman Askerî var. Askerî yenilgi sırasında çekip kendini öldürüyor. Ama o bırakıyor, bir şey yokmuş gibi dönüp buraya geliyor ve hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Basına sansür uygulanıyor.
Bir de tesadüf oldu, Elveda Güzel Vatanım’dan hemen önce Murat Bardakçı’nın Enver’i çıktı. Bu tesadüf de muhtemelen Enver Paşa’nın bir daha konuşulmasına sebep olacak önümüzdeki günlerde. Bu toprakların gördüğü en hırslı adamlardan biri belki de…
Benim dedemin ölümüne neden olmuş adamdır Enver Paşa. Öz dedemin.
Babamın babası İsmail dedem, babam 2 yaşındayken Sarıkamış’ta ölüyor.
Aslında sizin bayağı yakından bir kan davanız var bu durumda.
Yani evet. Ama ona rağmen ama nesnel yazmaya çalıştım.
Bir yazar çok soğukkanlı olmak zorundadır; en doğru şey yani kötülüğe karşı yapabileceğimiz en iyi mücadele hakikaten budur. Kötülüğe karşı biz yalanlarla iyiliği savunmaya kalkarsak kaybederiz.
‘Siz buradan gideceksiniz, isa geliyor’
Birkaç defa hüzünlü, üzgün göründüğünü söylüyor Şehsuvar Sami, evet…
-Çünkü özel hayatında problemler vardır tam o sırada. Çünkü eşi Archibald Christie onu aldatmıştır ve Agatha Christie’de bir kaçış gibidir o günler. Ayrıca romanda yine tragedya göndermesi var. Tragedyalarda bir kâhin vardır, malum. Tresias. Tresias bu romanda var. Selanik’in delisi olarak ilk ortaya çıkar. Biz onun kâhin olduğunu düşünmeyiz, meczup gibi çizilmiştir. Biri, Hortacı Camii’dedir. Aslında orası Romalı bir generalin kendine yaptırdığı bir mezardır. Fakat sonra kiliseye dönüşür, sonra da Osmanlılarla beraber, II. Murat döneminden sonra camiye çevrilir. 1912’de Osmanlı çekilince orası kalmış; şu anda da müze olarak kullanılıyor. Olağanüstü freskleriyle, olağanüstü bir yerdir.
Unesco’nun da kültür mirası olarak işaretlediği yerlerdendir. İşte orada Tresias gelir; bir de Şehsuvar Sami’nin annesinin mezarında. “Siz buradan gideceksiniz, İsa geliyor” der. Romanda böylesi küçük göndermeler, kültürel kodlara göndermeler var.
KLİŞELERDEN UZAK DURDUM
La Traviata mesela. Orada da Abdülhamit’in opera sevmesine gönderme var. Çünkü bugün Abdülhamit’i savunan arkadaşlar, onu göklere çıkaranlar aslında Abdülhamit’i tanımıyor. Fatih Sultan Mehmet’i göklere çıkaranlar da keza, Fatih’i tanımıyor. Bu tarihî karakterleri kendi ideolojilerine göre biçimlendirip öyle anıyorlar. Fakat bunu sadece onlar yapmadı, biz solcular da yıllarca yaptık bunu. Fatih Sultan Mehmet’i tümüyle reddettik mesela, yok saydık. Hiçbir zaman Fatih’in rönesansçı olduğuna bakamadık, bu özelliğinin tarihe nasıl bir katkıda bulunduğunu göremedik. Düşünmeden, topyekûn reddettik. Abdülhamit de bizim için kan dökücü biri olarak, “Kızıl Sultan” olarak kaldı. Bu romanda bütün bu klişelerden uzak durmaya çalıştım.





