Nokta Reklam
Güncel

ORMAN YANGINLARIYLA DEĞİL, İHMAL EDİLEN GELECEKLE MÜCADELE EDİYORUZ

Bu nedenle asıl soru artık şudur: Yangını nasıl söndüreceğiz? Değil. Yangının büyümesine neden olan şartları nasıl azaltacağız?

ORMAN YANGINLARIYLA DEĞİL, İHMAL EDİLEN GELECEKLE MÜCADELE EDİYORUZ

Her yaz benzer görüntülerle karşılaşıyoruz.
Gökyüzünü kaplayan dumanlar… Kilometrelerce uzaktan görülen alevler… Tahliye edilen mahalleler… Yanan ormanlar… Kaybedilen canlılar…
Ve ardından aynı sorular:
“Daha fazla uçak olsaydı?” “Daha fazla helikopter olsaydı?” “Müdahale daha erken yapılsaydı?”
Oysa artık kabul etmemiz gereken bir gerçek var:
Orman yangınları yalnızca bir yangın meselesi değildir.
Onlar aynı zamanda bir ülkenin doğayla kurduğu ilişkinin, üretim gücünün, şehirleşme anlayışının, eğitim seviyesinin ve geleceğe hazırlık kapasitesinin göstergesidir.

Bugün yalnızca yangınların sayısı artmıyor.
Yangınların karakteri de değişiyor.
Yükselen sıcaklıklar, uzayan kurak dönemler, düşen nem oranları ve daha sert rüzgârlar, geçmişte kontrol altına alınabilen birçok yangını bugün çok daha karmaşık hale getiriyor.
Bilim insanlarının artık “Mega Yangınlar Çağı” olarak tanımladığı yeni bir döneme giriyoruz.
Bu dönemde bazı yangınlar belirli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra yalnızca insan gücüyle değil, zamanla ve değişen hava koşullarıyla kontrol altına alınabiliyor.

Bu nedenle asıl soru artık şudur:
Yangını nasıl söndüreceğiz?
Değil.
Yangının büyümesine neden olan şartları nasıl azaltacağız?
Çünkü afet yönetiminde en ucuz yatırım önlemdir.
En pahalı yatırım ise gecikmiş müdahaledir.
Son yıllarda hava araçları, erken uyarı sistemleri ve teknolojik altyapılar konusunda önemli yatırımlar yapıldı.
Bu gelişmeler değerlidir.
Ancak hiçbir teknoloji tek başına yeterli değildir.
Yangının kaderini çoğu zaman ilk dakikalar belirler.
İlk ihbar… İlk tespit… İlk müdahale…
Bu nedenle orman yangınlarında en kritik teknoloji hâlâ insandır.
Tam da bu noktada gözden kaçırılan önemli bir gerçek bulunuyor.
Yıllarca orman köylüleri yalnızca kırsalda yaşayan insanlar değildi.
Onlar aynı zamanda ormanın hafızasıydı.
Toprağı biliyorlardı.
Mevsimi tanıyorlardı.
Rüzgârı okuyabiliyorlardı.
Dumanın renginden bile yaklaşan tehlikeyi anlayabiliyorlardı.
Hayvancılık yapıyor, üretim gerçekleştiriyor, orman altındaki yanıcı yükün azalmasına katkı sağlıyor ve yangın çıktığında çoğu zaman profesyonel ekiplerden önce olay yerine ulaşıyorlardı.

Bugün ise birçok köy yaşlanıyor.
Genç nüfus azalıyor.
Üretim geriliyor.
Hayvancılık küçülüyor.
Ormanlar büyürken onları sürekli gözleyen insan sayısı azalıyor.
Belki de gelecekte yangınlarla mücadelede yapılacak en stratejik yatırımlardan biri yeni bir hava aracı almak değil, kırsalda yeniden hayatı güçlendirmek olacaktır.
Çünkü güçlü kırsal yalnızca tarım demek değildir.
Güçlü kırsal;
güçlü üretim,
güçlü çevre yönetimi,
güçlü afet direnci
ve güçlü gelecek demektir.
Bugün karşı karşıya olduğumuz bir başka gerçek ise ormanlarla şehirlerin giderek daha fazla iç içe geçmesidir.
Artık yalnızca ormanları korumuyoruz.
Evleri koruyoruz.
Enerji altyapılarını koruyoruz.
İletişim sistemlerini koruyoruz.
Ekonomik değerleri koruyoruz.
Kısacası yaşamın tamamını koruyoruz.

Bu nedenle geleceğin yangın yönetimi anlayışı yalnızca söndürmeye değil, risk yönetimine dayanmak zorundadır.
Nitekim yaz mevsiminin başlamasıyla birlikte birçok ilde ormanlık alanlara girişlerin sınırlandırılması veya belirli dönemlerde yasaklanması yönünde kararlar alınıyor.
Bu tedbirler son derece önemlidir.
Ancak unutulmamalıdır ki gerçek başarı, yalnızca riskli dönemlerde geçici yasaklar uygulamak değil; yılın tamamına yayılan bir risk yönetimi kültürü oluşturabilmektir.
Aslında bu durum sadece yangınlar için geçerli değildir.
Önümüzdeki yıllarda ülkeler;
su güvenliğini,
enerji güvenliğini,
gıda güvenliğini,
siber güvenliği,
iklim kaynaklı riskleri
aynı anda yönetmek zorunda kalacak.
Bu nedenle geleceğin başarılı ülkeleri yalnızca kriz anında güçlü görünen ülkeler olmayacaktır.

Başarılı ülkeler;
bilimi karar süreçlerine taşıyabilen,
üretim kapasitesini koruyabilen,
kırsalını boşaltmayan,
teknolojiyi doğru kullanan,
şehirlerini dirençli hale getirebilen,
çocuklarına doğa ve afet bilinci kazandırabilen ülkeler olacaktır.
Çünkü yeni çağda kalkınma yalnızca ekonomik büyüme ile ölçülmeyecek.
Bir ülkenin ne kadar üretim yaptığı kadar, ne kadar dayanıklı olduğu da önem kazanacak.
Bir şehrin değeri yalnızca kaç bina yaptığıyla değil, krizler karşısında ne kadar ayakta kalabildiğiyle ölçülecek.
Bir toplumun gücü yalnızca refah dönemlerinde değil, zor zamanlarda gösterebildiği dayanışmayla anlaşılacak.
Orman yangınları bize yalnızca ormanları nasıl koruyacağımızı öğretmiyor.
Aynı zamanda geleceği nasıl yönetmemiz gerektiğini de öğretiyor.
Çünkü geleceğin dünyasında en değerli kaynak petrol olmayacak.
En değerli kaynak hazırlıklı toplumlar olacak.
En güçlü ülkeler en büyük ordulara sahip olanlar değil;
riskleri önceden görebilenler,
bilimi karar süreçlerine taşıyabilenler,
üretim gücünü koruyabilenler,
insan kaynağını geliştirebilenler
ve krizleri fırsata dönüştürebilenler olacak.

Bugün bir orman yangınına bakarken aslında yarının Türkiye’sini de görüyoruz.
Eğer yangınlardan çıkardığımız dersleri;
eğitime,
şehir planlamasına,
kırsal kalkınmaya,
çevre yönetimine,
teknolojiye
ve toplumsal bilinçlenmeye dönüştürebilirsek;
yalnızca yangınları söndüren değil, riskleri yöneten bir ülke haline gelebiliriz.
Ve belki de asıl başarı budur.
Çünkü mesele yalnızca bugün yanan ağaçlar değildir.
Mesele;
yarın çocuklarımıza bırakacağımız ormanlar,
şehirler,
üretim gücü
ve ülkedir.

Orman yangınlarıyla mücadelede gerçek zafer, alevleri söndürdüğümüz gün değil;
yangınların büyümesine neden olan ihmalleri azaltabildiğimiz gün kazanılacaktır.
Çünkü mesele yalnızca ormanları korumak değildir.
Mesele geleceği koruyabilmektir.

necmi cemal

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu