1 Mart Faciası

İzmitlilerin büyük bir acı ile andıkları, deniz faciasına neden olan Üsküdar Vapuru, Şirket-i Hayriye tarafından Birinci Dünya Savaşı öncesi Almanya’ya sipariş edilerek Elbing kentindeki F. Schichau Gmbh. tezgâhlarında yaptırılmasına karşın savaş nedeniyle verilmemiş ancak 1927’de teslim edilmiş iki küçük yolcu vapurundan biri idi. 72 baca numarası ile S/S Üsküdar 1 Mart 1958 günü şiddetli lodos nedeniyle İzmit açıklarında battı. O zamanlar, devlet daireleri cumartesi’leri yarım gün çalışmakta idi. Gemi körfezin karşı tarafına servis yapmakta ve Gölcük, Değirmendere, Karamürsel gibi lise bulunmayan yerleşim alanlarından öğrencileri İzmit lisesine götürüp getirmekteydi.
O Cumartesi Üsküdar gemisi’nin kaptanı Mehmet Aşcı yapacağı 12.30 seferini yapmak için sabırsızlanıyordu. Lodos fırtınası öylesine kuvvetli esmeye başlamıştı ki, neredeyse vapuru halatlarını koparıp açığa sürükleyecekti. Böylesine sert bir havada iskelede bağlı kalmanın da, açık denizde dalgalarla boğuşmak kadar tehlikeli olabileceğini düşünen Mehmet Kaptan; yaşamında ilk kez hareket saatini beklemeden vapuru kaldırdı. Daha on dakikası vardı, ama vapur zaten yeterince dolmuştu.
Daha yolun başlangıcında dümen dolabının kilitlenmesi sonucu hiçbir manevra kabul etmeyen vapur Soğucak mevkiinde birden şiddetlenen lodos’a karşı koymaya çalıştı. Hava, birden gece gibi simsiyah kesilmiş ve lodos fırtınası giderek hızını artırmıştı. Mehmet Kaptan bin bir güçlükle dalgalara doğru çevirdiği vapurun burnunu aynı yönde tutmak için dalgalarla savaşıyordu. Bunca yıl Körfez’de yolcu taşıyan Mehmet Kaptan bile rüzgârın şiddetinin daha da artmasının telaşa kapılmaktan kendisini alamamıştı. Emektar vapur bir anda yana yatmıştı.
Yolcularının büyük bir çoğunluğu ortaokul, lise ile erkek ve kız sanat enstitüsü öğrencilerinin oluşturduğu vapurun son seferi facia ile sona ermişti. Denizde saatler süren can pazarı sonrası yetişkin ve öğrenci olmak üzere yüzlerce insan öldü. İzmit halkı ve balıkçıların çabası ile denizden günlerce ceset çıkarıldı.
Cenazelere katılacağını bildiren ancak yetişemeyen ve bu nedenle de İzmit halkı tarafından protesto edilen Başbakan Menderes’in emri ile aradan sekiz gün geçtikten sonra, Deniz kuvvetleri, bahtsız Üsküdar’ın önce yerini saptamak, sonra da çıkartmak için çalışmalara başladı. Dibin çok çamurlu olması, sarf edilen gayretleri boşa çıkarıyordu.
Facianın ertesi günü eski İzmit Blediye Başkanı Akif Terzioğlu, Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği demeçte, bir önceki yaz bu vapurlardan birine 2,000 kişi bindirildiğini ve tehlikeyi ilgililere bildirdiklerini söylüyordu. Devamında, gerek bizim gerek basının gerekse İzmit milletvekillerinin sürekli başvurularına rağmen korktuğumuz başımıza geldi, diyordu. Bu arada gazeteler İzmit Körfezi’nde dolaşan köpek balıkları olduğu şeklinde haberler yapıyor, bu da yakınlarını kaybeden İzmitlileri perişan ediyordu.
Bu büyük kazadan sonra şehir hattı vapurlarında can yeleklerinin nerede olduğu ve kaç adet olduğunu bildirir yaftalar ve “can yelekleri nasıl kullanılacaktır” isimli tablolar en göz alıcı yerlerinde teşhir edildi. Ve, Gölcük’te Barbaros Hayrettin Lisesi kuruldu. Olay sonrası Sarıyer adlı daha büyük bir vapur tahsis edilmesine karşın, İzmitlilerin “300 şehide bir gemi” şeklindeki protestoları sonucu olarak 2 Nisan 1958’de yolcu talebinin dibe vurması sonrası; “İzmit Körfez Hattı” tamamen kapatıldı. Bir süre yeni baştan yapılırcasına onarılarak filoya kazandırılacağına dair söylentiler dolaştıysa da, bu girişim gerçekleşmedi. Üsküdar’ın enkazı, hurda olarak satıldı.
Yakınlarını kaybeden ve olayın bir kazadan öteye ihmal ve 31 yaşındaki köhne geminin işletilmesi hususunda ısrar olduğunu iddia eden 292 kişi, şirketin sahibi Denizcilik Bankası’nı 17 Şubat 1959’da Avukat Dr. Suat Tahsin Türk’ün İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi’ne verdiği dilekçe ile dava ettiler. Bu konudaki hukuki gelişmelere Suat Tahsin Türk, “Deniz Hukukunda Büyük davalar II, Üsküdar-İzmit Faciası’nın Hukuki ve Teknik Cepheleri” ile “Adliye Vekili’ne Haber Veriyoruz – İzmit-Üsküdar Faciası Tahkikatında Kanuna Muhalefet Var” adlı yapıtlarında yer vermiştir.
Üsküdar Vapuru’nun Özellikleri
148 Gros Ton
64 Net Ton
Gövde Çelik Saç
Uzunluk 33.1 m
Genişlik 6.6 m
Su kesimi 2.1 m
350 Beygir gücünde 3 silindirli buhar makinası
Tek uskurluydu. İlk yıllarında 10 mil hız yapabiliyorsa da zamanla hızı 8 mile kadar düşmüştü. Altı saatte bir ton kömür yakıyordu. Yaz / Kış 344 yolcu alabiliyordu. Faciadan üç ay önce kadar esaslı bir onarım geçirerek iyi-kötü yenilenmesine çalışılmıştı. 430 can yeleği, 35 can simidi, iki de filikası vardı.
1906 yılında Erzincan’ın Kemah ilçesinde doğdu Baba adı Halil, Anne adı Behice’dir. 03 Eylül 1927 yılında Şirket-i Hayriye’ye girdi. 22 Ekim 1928 tarihinde askerlik görevine başladı 19 Mart 1930 tarihinde tekrar Şirket-i Hayriye’ye girdi. Lostromo olarak çalıştığı şirkette 16 Haziran 1944 yılında Mülazım Kaptan, 01 Ağustos 1944 tarihinde ise Kaptan oldu. 24 Ocak 1945 tarihinde Şirket-i Hayriye’nin 4697 sayılı kanunla Devlet Denizyolları ve Limanları Genel Müdürlüğü’ne devri nedeniyle Şehir Hatları İşletmesi’nde Kaptan olarak görevine devam etti. 01 Mart 1958 yılında Kaptanı olduğu Üsküdar gemisinin İzmit Körfezinde batması neticesinde boğularak öldü.
Kazanın üzerinden 45 yıl sonra bile faciayı unutmadığını söyleyen Necdet Küçük, kazada yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır. Okuldan çıktıklarında havanın yağmurlu ve şiddetli bir fırtına olduğunu belirten Küçük, fırtına nedeniyle bütün öğrencilerin eski olan vapura binemediğini söyledi.
Üsküdar Faciası’ndan kurtulan Hikmet Ağaçkoparan da şöyle anlatıyor…
O tarihte ben, İzmit Sanat Enstitüsü’ne gidiyordum. Okul o zaman da bugünkü yerindeydi. 3. sınıfa gidiyordum. Değirmendere İzmit arasını vapurla gidip gelirdik. O zamanlar kara yolu bu kadar güzel değildi ve kara ulaşımı daha kısıtlıydı. 1 Mart 1958 cumartesi gününe rastlamıştı. O zamanlar cumartesi yarım gün okul vardı. Hafta sonu olduğu için İstiklal Marşı merasimi sonrasında, müdür muavini konuşma yapardı. O gün konuşma biraz uzun sürdü. Vapur 12.30 da kalkıyor, saat 12.00 da çıkmamız gerekirken 12.15 te serbest bıraktılar.
O gün beden eğitimi dersi olduğu için çantamda eşofmanlarım ve ayakkabılarım vardı. Millette ve arkadaşlarımda bir telaş başladı. Can yeleklerini almaya çalışıyorlar, koşuyorlar. Bense gayet sakin ve soğukkanlıydım. O zaman çok zayıf sportif bir yapım vardı. Kendi kendime niye acele ediyorlar bunlar falan diye düşündüm.
Dünya önce masmavi sonra yeşil oldu, kahverengiye döndü ve simsiyah oldu. Geminin dibe oturduğunu hissettim. O anı çok iyi hatırlıyorum. Ciğerlerimin patlayacak gibi olmuştu. Oradan nasıl olduysa Allah’ın hikmeti o kapıdan daldım, yukarı çıktım yukarısı kaptan köşkü orası uçmuş açık… Oradan suyun üstüne çıktım ama suyun üzerine çıkarken hani bir denizaltıdan füzeatarsın ya, aynı o şekilde roket gibi denizin üzerine fırladım. Ayaklarımın denizden kesildiğini hissedecek kadar son sürat çıktım. Burnumdan ve kulaklarımdan kan geldiğini hissettim, yüksek basınç sebebiyle… Sonra pof diye denizin içine düştüm. Sağa sola baktım denizin üstü insan doluydu.
—Tekrar okula gittiğimde okuldan 38 kişinin kayıp olduğunu öğrendim. Sınıfın yarısı boştu. Sonrasında vapurlar değişti. İstinye, Beylerbeyi, Yeniköy falan geldi Çocuğu ölen bir aile beni görünce ben yolumu değiştiriyordum, hep bana soruyorlardı. Oğlum nerde, kızım nerde? Takip eden günler daha da kötüydü. Okula neredeyse her gün polis, savcı gelip bulunan cesetlerin teşhisi için beni götürmeye başladı.
Yaklaşık bir ay sonra askeri gemiler Üsküdar Vapuru’nun enkazını çıkarttı. Bulunamayan cesetlerin bir kısmı da enkazın içinden çıktı.-Sinir sistemim bozuldu, başkasının kullandığı araca hala binemem. Bu yüzden olduğunu düşünüyorum, motorsiklet kullanmayı çok severim. Rahmetli ağabeyim beni çok doktora götürdü.
1959’da girdiğim tersaneden 1963’de askere giderken çıktım. 1965 geri döndüm ve 1971’de tekrar ayrıldım. Sonrasında Aksa’ya girdim ve 32 yıl çalıştım ve oradan emekli oldum. Özel sektörde hala aranan biri olmama rağmen Tersane’deki zevki hiçbir yerde bulamadım.
-20 yıl olmuştur. Tastikname lazımdı, o nedenle okula gittim. Orada bir panoda faciadan kurtulanlar ve ölenlerin listesi vardı. Ona bakarken ben başladım ağlamaya… Bir bayan öğretmen geldi, neden ağladığımı sordu. Anlatınca hemen müdürün odasına aldılar çay ikramından sonra ben orada otururken işimi hallederek bana yardımcı oldular.
















